Ekonomiler Niçin Başarısız Olur?

Ekonomiler Niçin Başarısız Olur?

Uzun vadeli beklentileri olumluya çevirmeden dünyada hiçbir ülkenin ekonomide başarılı olma şansı yoktur. Bu da istikrarlı hükümet politikaları, kişisel özgürlük alanının daraltılmaması ve hatta genişletilmesi, evrensel hukuk kurallarına bağlılık, kutuplaştırmadan uzak birlik ve beraberlik ruhu ile mümkün olur.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 78.0px Helvetica} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.5px Garamond; min-height: 12.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.2px}

O

smanlı devleti ile ilgili eski bir metinde devletin yegane gayesinin “ahalinin terfih-i ahvallerini artırmak” (halkın refah düzeyini artırmak) olduğunu okumuştum. O zaman demek ki bir devletin yegane gayesinin halkının refahını artırmak olması gerektiğini düşünmüştüm. Konu ile ilgili daha sonraki yıllarda yaptığım gözlemlerde aslında tüm ülkelerin bu hedefi gerçekleştirmek amacında olduklarını gözlemledim. Özellikle gelişmiş ülkeler üzerine yaptığım gözlemlerde bu ülkelerin yegane gayelerinin sadece kendi halklarının refah düzeylerini artırmaya yönelik olduğunu, hatta bu işi iyice abarttıklarını ve başka milletlerin başka coğrafyaların insanlarının sorunları ile çok da ilgilenmediklerini ibretle izledim. Örneğin bir tarafta Amerika’da obezite ile savaşta her yıl milyarlarca dolar para harcanırken, diğer tarafta Afrika’da insanlar sağlıklı içecek su ve ekmek bulamıyor. 


Bir süre yukarıdaki yaklaşımın çok da doğru olmadığını, bir devletin yegane gayesinin sadece kendi halkının refah düzeylerini artırmak olmaması gerektiğini ve başka ülkelerin halklarının da insanca yaşama asgari koşullarına yardım etmek olması gerektiğini düşünmeye başladım. Ancak başka ülkelerdeki insanlara yardım etmenin de ancak kendi ülkemin zenginliği ile mümkün olabileceğini düşünerek tekrar iç ekonomik konulara odaklanmaya başladım. 


Ekonomik başarı nedir? Bugün Türkiye ekonomisini başarılı sayacak mıyız? Başarı kriterleri nelerdir? Başarılı olmak için nasıl bir yönetim sergilemeliyiz? soruları bu yazının konusunu oluşturuyor. Yüksek büyüme, düşük işsizlik oranı, düşük enflasyon, düşük kamu-tasarruf-dış açıklar, yüksek kişi başına gelir düzeyi, düzgün gelir dağılımı ve dünyada itibarlı bir paraya sahip olma, ekonomik başarının göstergeleri olarak sıralanabilir. Bu sayılanların tersi de ekonomik başarısızlık olarak değerlendirilebilir. 

Burada kendimce çok önem verdiğim birkaç başarısızlık gerekçesi sıralayacağım. Bir ekonominin başarılı olabilmesi için birinci şart, ekonomik aktörlerin ve halkın ekonomi yönetimine ve programına güvenmesidir. Bu da ekonomik aktörlerin beklentilerinin pozitif olması ile mümkün olur. Bir ekonomide beklentiler negatife döndüğünde bunu pozitife çevirmek öyle kolay olmamaktadır. Ekonomi yönetimine güven azalırsa, ekonomi başarısız olur. Bu konuyu birkaç yönden ele alalım. 

Bir ordunun başarılı olabilmesinin ilk koşulu komutanın astlarına güvenmesidir. Astlarına güvenmeyen, onlarla işbirliği içinde hareket etmeyen, koordineli ve istişareli çalışmayan hiçbir komutan başarılı olamaz. Hele yönetimde iki başlılık olursa durum tam bir felaket olur. Tıpkı bunun gibi ekonomi yönetimi de disiplinli, koordineli, birbirine güvenen ve işbirliği içinde hareket eden bir ekipten oluşmalıdır. Ekonominin başı astlarına güvenmeli, onlarla birlikte hareket etmeli, görev paylaşımına gitmelidir. Ekonomi yönetiminde felakete yol açacak en önemli sorun çift başlılıktır. Yetki ve sorumluluklar kesin ve net çizgilerle paylaşılmalıdır. 


Başarının ikinci koşulu astların üstlerine güvenmesidir. Örneğin askerin komutanına güvenmesi, en iyi stratejiyi uygulayacağına inanması halinde hiçbir fedakârlıktan çekinmez. Ekonomi yönetiminde bunun karşılığı tüketici, yatırımcı ve dış ekonomik aktörlerin ekonomi yönetimine (hükümete) güven duyması ve ekonomik çıkarları için en iyi stratejiyi uygulayacaklarına inanmalarıdır. Güven konusu öyle sözle ifade edilmemekte, bu konuda kriterler geliştirilerek güven ölçülmektedir. Örneğin Türkiye’de ekonomiye güven Tüketici Güven Endeksi ile ölçülmektedir.  


Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de 2012 yılbaşından itibaren Merkez Bankası’nın yayınladığı Tüketici Güven Endeksi 2015 Şubat ayında maalesef yerlerde sürünmekte ve verilerin yayınlanmaya başladığı Ocak 2012-Şubat Şubat 2015 aralığındaki 38 aylık dönemin en düşük düzeylerinde bulunmaktadır (79’dan 68’e). Endeks ile ilgili hane halkına yöneltilen sorular biraz daha detaylı incelendiğinde, hane halkının önümüzdeki 12 aylık dönemde genel ekonomik durumunun kötüleşeceğini, işsizliğin azalmayacağını, içinde bulunduğumuz mevcut dönemin tasarruf etmek için uygun olmadığını düşündüğü görülmektedir. Bu beklentilerin tamamı son 38 ayın en düşük düzeyinde seyretmektedir (TCMB EVDS). Ekonomide güven ortamı sağlanmadan, yatırımcıdan yatırım yapmasını, tüketiciden tüketim yapmasını beklemek fazlaca hayalperestlik olur. Ekonomik aktörler geleceğe güvenle bakmadıklarında ve önünü göremediklerinde harcama yapmazlar. 


Son yıllarda Türkiye büyüyemiyor. Büyümenin önünde bazı engeller vardır. Bunlardan bazıları çok teknik konular. Sermayenin verimliliğinin azalması, teknolojik yatırımların azlığı, emek verimliliğinin düşüklüğü, kaynakların harekete geçirilememesi, dış kaynak bağımlılığının yüksek oluşu vb. gibi birçok teknik faktör sayılabilir. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen yine de büyüme bir şartla artırılabilir; halkın güveni ve halka güven. Halkına güvenin azaldığı, ekonomide sadece bir kesimin çıkarlarını artırmaya yönelik yönetim zaafları, diğer kesimlerin göz ardı edilmesi ve hatta çeşitli yöntemlerle bezdirilmesi, birlik ve beraberlikle hareket edilmemesi, iktisadi aktörlerin ayrıma tabi tutulması ekonomide güvenin kaybolmasına neden olur. Kimse harcama yapmaz. Harcama olmayınca da büyüme olmaz.  


Türkiye’de 2003-2014 aralığında Gayrısafi Yurtiçi Hasılaya oran olarak Tüketim harcamaları %71’den %68’e gerilemiştir (2014Q3), devletin nihai tüketim harcamaları %12’den %15’e çıkmış, özel sektör yatırımları 2003’teki %14 düzeyinden 2011 yılında %18’e kadar çıkmış, ancak 2011 yılından itibaren düşüşe geçerek 2014’te %15’ler düzeyine inmiştir (TCMB EVDS). Buna göre tüketim harcamalarında 2014 yılında azalma vardır. Tüketim harcamalarındaki azalmanın kamu sektöründeki tüketimi artırarak karşılanmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Tüketim harcamaları ekonominin motorudur. Aynı zamanda yatırım harcamalarının da teşvikçisidir. Tüketim harcamalarında azalma bir ekonominin durgunluğa girmesindeki en önemli etkendir. Özel kesim tüketim harcamalarını kamu kesimi tüketim harcamalarını artırarak telafi etmeye çalışmak bir çözüm olmadığı gibi kaynakların adaletli dağılması açısından da hakkaniyete uygunluğu sorgulanabilir. 

Yatırımlara gelince Türkiye’de özel sektör yatırımları 2011 yılına kadar artış göstermiş, ancak 2011 yılından sonra ironik olarak azalmaya başlamıştır. Peki neden özel sektör yatırım yapmamaktadır? Faizler yüksek olduğu için mi, güven ortamı zedelendiği için mi? Türk Lirası cinsinden bankalarca açılan ticari kredilere uygulanan ağırlıklı ortalama nominal faiz oranı 2003 yılında %30.8’ iken 2014 yılında %13.1’e düştüğü halde özel sektör yatırımları 2011’den sonra sistematik olarak azalmaktadır. Özel sektör yatırımlarındaki bu azalmanın açıklanabilmesi gerekir.  


Konuyu en başta vurguladığım beklenti konusuna getirmek istiyorum. Makroekonomi bilimi, geldiği en son noktada beklentilerin her şeyi belirlediği gibi bir gerçeği bize öğretmektedir. Daha iyi anlaşılması için basit bir örnek vereyim. Gece kısa farları ile otomobilini süren bir sürücü ışığın bittiği yerde ne ile karşılaşacağını önceden bilemediği için arabasını yavaş sürmek zorundadır (zayıf beklenti, düşük büyüme), uzun farları yaktığında daha uzakları görebildiği için arabasını daha hızlı ve güvenli kullanabilir (iyi beklenti, yüksek büyüme). 


Ekonomik aktörler de böyledir. Bir tüketici aşağı yukarı 10 yıl sonrasını bugünden tahmin edebiliyorsa uzun vadeli bir kredi alıp konut satın alabilir. Ancak bir yıl sonrasında bile ne ile karşılaşacağını bilemeyen bir tüketicinin kredi alıp harcama yapması beklenemez. Yatırımcı davranışı da aynıdır. Uzun vadeli beklentileri olumluya çevirmeden dünyada hiçbir ülkenin ekonomide başarılı olma şansı yoktur. Bu da istikrarlı hükümet politikaları, kişisel özgürlük alanının daraltılmaması ve hatta genişletilmesi, evrensel hukuk kurallarına bağlılık, kutuplaştırmadan uzak birlik ve beraberlik ruhu ile mümkün olur.


Sonuçta ekonomilerin başarısız olmaması için, ekonomi dışından ekonomiyi etkileyen birçok faktörün dikkate alınması ve her yönüyle güven veren bir ortamın oluşturulmasının hayati bir önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu temel üzerinde yükselen ve zamanla başarıyı yakalayabilen bir ekonomi ile bir taraftan içindeki refah artışı sağlanırken diğer taraftan başka coğrafyaların insanlarının sorunlarıyla da ilgilenilebilecek ileri bir aşamaya geçilebilir.