Gıda Dağılımının Dengesizliği

Gıda Dağılımının Dengesizliği

“Gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz” Henry Kissinger yıllar önce bu sözlerle gıdanın önemine dikkat çekmişti. Durumun vahametinin en çarpıcı ifadesi olan bu sözlerin üzerinden yıllar geçmesine rağmen değişen bir şey olmamıştır.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 71.0px Helvetica; color: #5879ad} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 11.0px; font: 9.5px 'Times New Roman'; min-height: 10.0px} span.s1 {letter-spacing: -0.2px}

Çok sayıda uluslararası kuruluş tarımsal üretimi yoğunlaştırma tasarılarına destek verdiği ve gıda yönünden öz yeterliliği amaçlayan gelişme stratejileri hazırlayıp uyguladığı hâlde söz gelimi Arjantin’in kuzeydoğusundaki tarım kesimi ücretlileri, Hintli paryalar ya da Büyük Sahra köylüleri 1980’li yıllara oranla daha iyi ve daha çok yemek yiyebilme şansına erişebilmiş değiller. Bu konuda önümüzdeki yıllarda da gözle görülür bir ilerleme olabileceğine dair herhangi bir belirti yok. 1980’li yıllardan bu yana güney ekonomilerinin dışa bağımlılığı azalmadı; bu ülkelerin yiyecek açıkları, dünya pazarı ile bütünleşmeleri ölçüsünde büyüyor ve bazı yoksul ülkeler açısından, kuzey ülkelerinin “tropikal” besin ihtiyaçlarının karşılanması, kendi yerel pazarlarının doyurulmasından önce gelmektedir. Bugün her insanın yeterli gıdaya erişiminin mümkün olmadığı gerçeği, gözler önünde durmaktadır. Bugün 1 milyarın üzerinde insanın açlık sınırında yaşamlarını sürdürmekte olduğu dünyamızda bu gerçek, insanlık adına utanç vericidir. Utanç vericidir, çünkü açlığın ekolojik ve ekonomik dengesizlikten önce adaletsizliğin ürünü olduğu bütün dünyada paylaşılan bir düşüncedir.            

                        

Dünyada her alandaki gelişmişlik, en üst noktada yaşanırken,  insanın en temel ihtiyacı besin ve beslenme olmasına rağmen bu önemli sorun çözüme ulaşamamıştır. Dünya üzerinde yaşanan ekonomik ve ekolojik dengesizlik, besin kaynaklarını da etkileyince, dünya nüfusunun 1/6’sı, yeterli yiyecek miktarına ve gıdada yeterli kaliteye ulaşamamaktadır.   


Diğer taraftan Birleşmiş Milletlerin gerçekleştirdiği araştırma sonucunda düzenlenen İnsani Gelişme Raporu çok daha önemli bir çarpıklığı ortaya çıkarmıştır.


Bu önemli araştırma göstermiştir ki küresel üretimin %86’sını zengin olan %20’lik kesim tüketirken, %80’lik kesim, küresel üretimin %14’ lük bölümüyle yetinmektedir. Diğer yandan ise dünya tarım üretiminin  %80’inin,  gelişmiş 25 ülke tarafından üretilmekte olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda en yoksul 50 ülke, dünya tarım üretiminin %1’ ini gerçekleştirmektedir.


Oysaki yeterli miktarda ve nitelikte gıdaya ulaşma ve sağlıklı beslenme, insanın en temel hakkıdır. Birleşmiş Milletler örgütü de bunun evrensel bir hak olduğunu vurgulamaktadır. Her insanın kendi inanç ve kültür yapısına uygun nitelikte ve ölçüde besin maddelerine erişebilmesi gerekirken, bölgeler, coğrafyalar ve toplumsal katmanlar arasında böyle bir eşitlik söz konusu olmamaktadır. Bu nedenle de ciddi sağlık sorunları, sosyoekonomik ve kültürel sorunlar yaşanmaktadır. Besin ve beslenme sorunlarının olduğu ülkelerde ciddi bedensel ve zihinsel hastalıklar görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde ortalama ömür 75 yaşın üzerindeyken, besin ve beslenme sorunlarını aşamamış ülkelerde ortalama ömür 50 yaş civarındadır.