TÜRKİYE’NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ

TÜRKİYE’NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ

TÜRKİYE’NİN ENERJİ GÖRÜNÜMÜ

Günlük yaşantının demirbaşlarından birisi olan enerji, ülkelerin sosyo-ekonomik yapıları içerisindeki yerini ve önemini korurken, enerjinin önemli bir parçasını oluşturan elektrik enerjisi ağırlığını giderek artan bir oranda hissettirmektedir. Muasır medeniyetin ve kalkınmanın bir timsali olan elektrik enerjisinin tüm ülke sathında yurttaşın, endüstri ve ziraat ihtiyaçları için emre amade tutulması, her şeyden önce “Ulusal Elektrik Sistemi” olarak anılıp ülke genelinde yaygın bir yerleşimi ve şebeke ağı olan üretim-iletim hizmetlerindeki kalite ve devamlılığa bağlı bulunmaktadır.



Geçtiğimiz otuz yılda enerji talebin de ki ciddi miktarda artış ve gelecekte daha da artacak olması gerçeği yanında Türkiye’nin enerji arz ve talebinin arasında transfer merkezi konumunda bulunması, Türkiye’yi küresel enerji politikalarına oldukça duyarlı hale getirmektedir.


Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu ekonomik başarı ile birlikte üretimin temel girdisi olan enerji ihtiyacı hızla artmaktadır. Ekonomik büyüme hızının artmasıyla beraber enerji tüketimi de buna paralel artmaya devam etmektedir.


Çeşitli kurum ve kuruluşların ortaya koyduğu tahminlere göre, enerji verimliliği alanındaki tüm gelişmeler hesaba katılsa dahi, 2050 yılında küresel enerji ihtiyacının günümüzün yaklaşık iki katı olması beklenmektedir. Dünya çapında ekonomik büyüme, kentleşme ve nüfus artışı, enerji kullanımının da yükselmesini tetiklemektedir.


Önümüzdeki yıllarda, enerji ihtiyacı artışın da ki en büyük payı gelişmekte olan ülkelerin oluşturması bekleniyor. Türkiye’de de, önümüzdeki dönem için belirlenen büyüme ve kalkınma hedefleri doğrultusunda enerji ihtiyacının hızlı bir şekilde artacağı aşikardır ki; Türkiye’nin son on yıllık periyotta OECD ülkeleri arasında enerji talebinde en hızlı artışın gerçekleştiği ülke olduğu bilinmektedir. Küresel çapta bakıldığında da Çin’den sonra elektrik ve doğalgaz talebinin en hızlı arttığı ikinci ülke Türkiye’dir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, bu eğilimin gelecek dönemde de korunmasının beklendiği kaydedilmiştir.


Bu bağlamda Türkiye’nin enerji görünümü, ekonomik büyüme ve kalkınmaya dair tetkiklerin önemli bir bileşeni olmak durumundadır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin enerji alanında atacağı adımlar, ekonomik büyüme kapasitesini ve muhtemel performansını doğrudan ilgilendirmektedir.


Mühim olan Türkiye’nin küresel anlamda izafi konumunun değer kazanmasıdır.


Dünya’da ki Genel Enerji 

Dengesi


Bir ülke veya bölgenin genel enerji görünümünün değerlendirilmesinde, çeşitli enerji biçimleri ve kaynakları için kullanılan farklı birimlerin (joule, watt, ton, m3, vb.) aynı anda inceleyebilmek için “ton eşdeğer petrol”(TEP) birimi baz alınmaktadır. Bir ton petrolün yakılmasıyla elde edilecek enerjiye eşdeğer TEP, makro ölçekli enerji analizlerinde kullanılmaktadır. Enerji analizlerinin doğru yorumlanması için lazım olan ikinci kavram ise “birincil enerji”dir. Enerji kaynakları ham olarak (işlem görmemiş), birincil enerji kaynakları olarak adlandırılmaktadır. Örnek olarak; kömür, petrol, doğalgaz, hidrolik güç, rüzgâr ve güneş enerjileri, tabiatta birincil enerji kaynağı iken; işlem sonucu üretilen elektrik enerjisi, ikincil enerji kaynağı olarak tanımlanmaktadır.


Dünya birincil enerji arzı, 1974-2016 yılları arasında 2,6 kat artış göstermiştir.[1] Uluslararası Enerji Ajansı’nın yayınladığı enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji adımlarını içeren “Yeni Politikalar” senaryosuna göre dünya birincil enerji arzının 2010 yılındaki 12,7 milyar TEP seviyelerinden yaklaşık %35 artışla 2035 yılına gelindiğinde; 17,2 milyar TEP’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.


2015 sonrası periyoda ilişkin tahminlerde ki en önemli gelişmenin, yenilenebilir kaynaklar ve doğalgaz kullanımında ki artış faktörü olduğu vurgulanıyor. Diğer enerji kaynaklarına göz atıldığında ise, petrolün ve kömürün pastada ki payı azalırken; nükleer ve hidrolik enerji kaynaklarının payının artması bekleniyor.


p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.0px 'Myriad Pro'} p.p2 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.0px 'Myriad Pro'; min-height: 13.0px} p.p3 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.0px 'Myriad Pro Semibold'} p.p4 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: center; line-height: 12.0px; font: 10.0px Helvetica; color: #e8514d} p.p5 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: center; line-height: 12.0px; font: 10.0px Helvetica; min-height: 12.0px} span.s1 {font: 10.0px 'Myriad Pro'} span.s2 {letter-spacing: -1.4px}

Enerji kaynaklarının TEP cinsinden kullanım tahminlerine bakıldığında (Grafik 1), 2010-2035 periyodunda doğalgaz ve yenilenebilir kaynaklar da ki artışın başlıca unsur olduğu gözükmektedir. Karbon oranındaki yoğunluğu ile birincil yakıtlar içerisinde en temiz olarak kabul edilen doğalgaz, küresel alanda kaya gazı üretiminde yaşanan gelişmeler, elektrik üretimine sağladığı esneklikler gibi nedenlere bağlı olarak da giderek daha geniş yelpazede kullanılmaktadır. Enerji üretiminde dışa bağımlılığın azaltması ve çevresel etkenlerin çok düşük olması nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilgi de giderek artmaktadır. Teknolojideki beklenen gelişmelerle maliyet dezavantajlarının da önümüzdeki dönemde giderilmesi ile giderek daha fazla sayıda ülkenin başta rüzgâr ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarından azami ölçüde yararlanma eğilimine gireceği tahmin edilmektedir.

p.p1 {margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 12.0px; font: 10.0px 'Myriad Pro'} span.s1 {letter-spacing: -0.1px}