Ahmet Tuna, Yalova’nın sigorta alanında önemli yatırımcılarının başında geliyor. Kurulduğu 1990 yılından günümüze bölgede sektöre yön veriyor.
Haber Merkezi : bilgi@ekonometri.com.tr
Ahmet Tuna, Yalova’nın sigorta alanında önemli yatırımcılarının başında geliyor. Kurulduğu 1990 yılından günümüze bölgede sektöre yön veriyor. Tuna Sigortacılık çatısı altında Aksigorta, Groupama Sigorta, Yapı Kredi Sigorta ve Groupama Emeklilik Acentesi olan Ahmet Tuna, sektörde rekabetin gün geçtikçe daha da kızıştığını söylüyor. Sigorta şirketlerinin acenteleriyle olan ilişkilerinin ‘antidemokratik’ bir zemin üzerine olduğunu savunan Tuna, riskli şirketlerin acentesi olmanın daha büyük risk taşıdığına işaret ediyor. Tuna, “Türkiye’de çalıştığınız şirket batma sinyalleri vermeye başladığında, sizi koruyan herhangi bir kurum mevcut değil. Hiçbir sorumluluğunuz olmayan bu batıştan korkunç bir şekilde etkilenmeniz mümkün. Bu nedenle, Tuna Sigortacılık sağlam adım atıyor ve alanında hatırı sayılan şirketlerle çalışıyor.” diyor.
Ahmet Tuna, Ekonometri dergisinin sorularını yanıtladı;
Sigorta sektörünün ülkemizdeki konumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Sigorta sektörü, ülkemizin dünya ölçeğinde en geri olduğu alanlardan biri ne yazık ki. Bu durumun pek çok sorumlusundan söz edilebilir ancak kuşkusuz en büyük sorumlu, gerekli düzenlemeleri yapmakta çok ağır davranan devlet aygıtı. Yıllarca bir kanun olmadan yürüyen sektör, ancak geçtiğimiz yıllarda bir kanuna kavuşabildi. Bugün bile, örneğin Zorunlu Deprem Sigortası (DASK), kanun hükmünde kararname ile ayakta durmakta, bu nedenle de adında “zorunlu” ibaresi olmasına rağmen, herhangi bir kanuna dayanmadığından, yaptırımı olmayan ve sadece lafta kalan bir zorunluluk olmaktan öteye gidememektedir. DASK’ın oluşturulmasından bu yana geçen zaman içinde yaşanan depremlerde, devlet, artık konut yardımı gibi yardımlarda bulunmayacağını sözlü olarak ifade etmesine rağmen, her deprem sonrası bu sözünden cayarak konut yapımı dâhil, geçmişte yaptığı tüm yardımları yaparak, DASK kurumuna sahip çıkılmasının da altını dinamitlemektedir. Bugün, Zorunlu Deprem Sigortası yaptırma oranı yüzde 25’leri bile bulmamaktadır.
Sektörü oluşturan sigorta şirketleri mevcut olumsuz tabloyu olumluya çevirmek adına yeterince katkı sunamıyorlar mı?
Ülkemizde, sigorta sektörünü oluşturan 50 civarında şirketin pek çoğu (o kadar hızla sayıları ve hatta isimleri değişmekte ki, belirli bir an için tam bir liste vermek neredeyse akademik bir çalışmayı gerektiriyor), çevrelerini sarmalayan olumsuz koşulların ortasında, beraberce sektörü ileriye taşımanın yollarını aramak yerine, başta fiyat rekabeti olmak üzere, çeşitli sağlıksız yollarla birbirlerinin ayağının altına muz kabuğu yerleştirmeye çalışmakla meşguller. Eldeki müşterilerinin maksimum tatmininden çok, rakibinin elindeki müşterinin onun elinden nasıl alınabileceği üzerine kurulu stratejiler, sektörü çıkmaza sürüklemekte. Sigorta şirketlerinin, ülkemizde atıl durumda bekleyen sigorta alanlarına doğru odaklanamamaları da sektörün bir diğer önemli problemi. Her iki problemde de sektör, 20 yıl öncesine göre, olumlu manada oldukça mesafe almış durumda. Ancak alınan bu mesafe yeterli olmaktan uzak.
Bildiğim kadarıyla aileniz yaklaşık bir asırdır Yalova merkezinde yaşıyor. Yalova’nın geçmişi, bugünü ve gittiği yoldan birkaç cümle ile bahsedebilir misiniz?
İlkokula ve ortaokula gittiğim yıllarda, 7-8 yıl boyunca, hatırlayabildiğim kadarıyla, Amerikan Doları hep yaklaşık 14 liraydı. Yalova’nın merkez nüfusu da yaklaşık 14 bin kişi civarındaydı, neredeyse hiç değişmeden. Ne olduysa ondan sonraki yıllarda oldu. Hem dolar, hem de Yalova’nın nüfusu hızlı bir tırmanışa geçti. Arap-İsrail savaşı sonrası petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş ve Kıbrıs Savaşı’nın getirdiği Amerikan ambargosu; bu tırmanışın başlangıcındaki temel taşları oluşturuyor. O günden bugüne, dolar 100 bin kat arttı, neyse ki Yalova nüfusu o kadar artmadı, sadece (!) yaklaşık 7 kat arttı. Kaldırımların genişliği değişmedi ama 35-40 sene önce 100 kişinin gezindiği bir kaldırımda bugün 700 kişi geziniyor. Bunun sonucunda da, 60’lı yıllarda özellikle Ankara’lıların çok severek yazları geldiği “Şirin Yalova” gitti, onun yerine, üzerinde bulunan nüfus yükünü kaldırmakta çok zorlanan çarpık bir kent geldi. Göçlerin oluşturduğu hızlı nüfus artış süreci, Yalova’da bugün de artan bir hızla devam etmekte.
Türkiye sigorta sektörünün çok daha iyi noktalara ulaşabilmesi için öncelikle dikkate alınması gereken noktalar neler olabilir? AB sürecinin sektöre katkısı oluyor mu?
Bilgi ve ahlak isimlerini verdiğimiz iki kavram, yaşamın tüm diğer alanlarında olduğu gibi, sigorta sektörünün de temel kavramlarıdır. Günümüz itibariyle, sektörümüz de dahil, hiçbir alanda, bu iki kelime pratikte temel kavram haline gelemediklerinden, yukarıdaki cümleyi, “…. kavramlarıdır” ifadesi ile nihayetlendirmek yerine, “ ….. temel kavramları olmalıdır” şeklinde bitirmek, sanıyorum daha doğru olacaktır. Sektörümüz, bu kavramların penceresinden baktığımızda, yine 20 yıl öncesine göre çok daha iyi bir seviyededir ancak hala önünde alması gereken uzun bir yol olduğu görülüyor. Sokak lûgatındaki söylenişleriyle; laf ebeliği, göz boyama, şov ve çifte standart gibi kavramlardan ve sağlıksız satışın teşvik edilmesinden, sektör henüz ne yazık ki, tümüyle kurtulabilmiş durumda değildir. Ahi geleneğiyle kopartılan bağlar, kendi iç dinamiklerimizle doğruyu bulmamızı imkansızlaştırdığından, AB normlarına sarılmak durumunda kalınmış ve bu normlar sayesinde, sektör kendini ileri noktalara getirmiş ve getirmektedir.
Gördüğüm kadarıyla; felsefenin, eylemden önce oluşturulması gerektiğini düşünüyorsunuz. Öyleyse, felsefî bakış açınızı birkaç kelimeyle biraz daha açar mısınız ?
Çevremizdeki her şeyle beraber, bir bütünün yani evrenin, birbirine bağlı ve birbirinden ayrılmaz parçaları olduğumuza inanıyorum. Ve inanıyorum ki, evrenin kendi doğruları var ve bu doğrularla ne kadar uyumlu bir yaşantı sürersek o kadar mutlu ve huzurlu oluruz. İnsanoğlunun asıl aradığı da mutluluk ve huzur değil mi? Mutluluk ve huzur; hem bir pusula hem bir hedef…Evrenin doğruları ile paralel adımlar atabilmek için, çevreye ve özellikle de insana yardım, öncelikli bir konu gibi görünüyor. İş yaşamı, yaşantımızın önemli bir bölümünü kaplıyor. İş yaşantımızı sadece kâra odaklı değil, evrenin doğrularına paralel kurabildiğimiz oranda, huzurlu ve mutlu olabileceğimize inanıyorum.Yani öncelikli misyonumuz sigortalılarımıza sigorta alanında yardımcı olmakdır, satış yapmak ve kâr etmek değildir. Tabii ki bir firma için kâr, ayakta kalabilmesinin temel koşullarındandır ancak “kâra” bakışımız tümüyle bundan ibarettir. Bu tavır, kısa vadeli başarıların(?) ve kârların önünü açmaz, aksine kapatır ancak, sadece huzurlu ve mutlu olabilmenin değil kalıcı olabilmenin de anahtarının böyle bir çizgi izlemek olduğuna inanıyorum.